korkular

her insanın varmıdır bilmiyorum ancak benim kimseye söylemedim korkularım var. karanlıktan korkmaktan bahsetmiyorum. yada ölmekten korkmak değil bu hayatta olan korkulardan bahsediyorum ancak bu korku maddiyat üzerine değil. dile getirirsem gerçekleşeceğinden korkuyorum. 19 yaşına kadar olan büyük hayalim belkide hayatımın tek amacını gerçekleştirmekten korkuyorum. hepsi o konuda tıkanıyor, tarih tekerrürden ibarettir derler insanın tarihide tekerrür eder mi bilmiyorum bir hayalimi gerçekleştirdiğimde çok büyük bir acı yaşadım bu hayalimi de gerçekleştirirsem hayalimin sonunda tekrar bir acı yaşamaktan korkuyorum

eski günleri özlemiyorum. her günün kendine göre bir güzelliği ve o günün güzel olmasını sağlayan geçmişte yaşadıklarımız oluyor. geç mi kalıyorum bilmiyorum. böylesi hayırlıdır diyoruz nasip diyoruz inşallah bizim için nasip bu şekilde gerçekleşitr bekleyip göreceğiz.
başlık yok neden olsun ki, sonunu yazmadığım hikayenin başlığını neden ben atayım.

hikaye ne mi?

hikaye tek kişi tarafından olması istenen şeylerin hayal dünyasında yaratılması ve o dünyada kalması gerçek hayata uyarlanamaması. Bu benim tek kişilik hikayem. başlığını atmak istedim bir çok defalar ama sonunda ışığı göremedim.

hikayenin gerçekliği değilmidir o hikayenin başlığını attıran. benim hikayem gerçek olmaktan o kadar uzak ki

"evel zaman içinde kalbur zaman içinde" diye başlayan hikayeler bile daha gerçekçidir.

benim hikayem kendi sesimle yükselem kendi sessizliğimle biten bir hikaye.

hikayelerde tek bir kahraman olmaz bunu herkes bilir. eğer hikayelerde tek kahraman kalırsa benim hikayem gibi o hikaye tamamlanamaz. hep tekti benim hikayem her konuda her açıdan tekti.

tek taraflıydı öncelikle.

zorlama bir hikayeydi.

kurmaca doluydu

gerçekli payı hiç yoktu.

17. ağustosda da son noktası konulacak. ama tabi ki hikayede olması gereken diğer kahraman tarafından.

Diğer kahramanın yolu açık olsun. açık olacaktır da benim iyi dileklerde bulunmama gerek yok.

eskiden köydedi ferit amcanın dediği gibi "mazlum" ağayım ben. kendi çığlıklarımı kendi içimde atarım. Bu hikayeyide uçu açık bırakırım en azından buna hakkım var. sonuçta buraya yazan benim ve dediğim gibi hikaye tek taraflı...

his

bazen içimde öyle bir his oluşuyor ki o hissi yenmek için ne yapsam olmuyor. Bu his cinnet geçiren insanlarda da o şekilde oluyor sanırım emin değilim tabi sadece öyle olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bu his içimde olduğu an bişeylere yumruk atmak istiyorum, bişeyleri kırmak istiyorum. anca o zaman yenebileceğimi düşünüyorum bu hissin. İnanılmaz hırslanıyorum o hırsı yenmekte benim için zor oluyor belirli bir süre.

Kaynağı aynı bu hırsın biliyorum, kendiliğinden gelen bişey değil yani. Merak etmeyin psikopat değilim. Gördüğüm bir rüya, ya da aklıma gelen şey yüzünden oluyor bu his. bana zarar vermez sanıyorum bu hissin beni ileri taşıyacak olan his bu sanırım. Ama o nedenle geldiği için beni ileri taşımasını istemiyorum. Başa bi yoldan gelse belki daha iyi olacak benim için.

Kısacası herşeyin başlangıcı o neden! O nu atlayabilsem herşey daha basit olacak benim için. Onun için de ne yapmam gerektiğini birisinin bana söylemesine gerek yok. Biliyorum zaten ne yapmam gerektiğini...

gereksiz insan

saat olmuş gecenin 3'ü! ramazan ayındayız. bu saatte normal bi insan ne yapar. yapması gereken nedir! Sahurunu yapmıştır çayını içmiştir, ağzını yıkamaya hazırlanır. sonra da sabah namazını bekler ya da oruç tutmayacak birisi uyur. çünkü yarın bi iş günü!

peki gereksiz bir insan ne yapar bu saatte. ne yapacak bu yazıyı yazar!

şimdi gereksiz insan dememizin nedenini açıklayalım sebeplerle!

Bunu şu şekilde yapalım. Saat 3 e kadar geçmiş olan son 24 saatini yazalım... Sanırım bunu okuyacak olanlarda benimle aynı kanıya varacaktır. 

Saat 3:00, 29.07.2013

Yemek masasından elinde çayıyla birlikta kalkar gereksiz insan. Laptop'unun başına oturur. Facebook'tan oynaması gereken oyunları oynar. Sonra bu yazıyı okur. Çünkü önceden okumak istemiştir. Belki de 24 saat içinde yaptığı en gereksiz şeydir bu! Kendisi öyle düşünüyordur en azından. Ha bunu da sonra 3-4 gündür yapıyordur! Canı istemezse onu yapmazdır.  saat 4 ü 15 geçiyordur.

Sonra çok sevdiği türkçe alt yazılı yabancı dizilerden olan Hannibal'dan bir bölüm izler. Yeni keşfetmiştir zira ve çok sevmiştir. Gerekli bişeymidir bunu izlemesi değildir. Gereksizlik 1!

Devam edelim. Saat 5 olmuştur. Artık uyuması gerektiğini düşünür en azından yatağına yatmalıdır. Yatar eline telefonunu alır. Yüzyılın icadıdır kimine göre telefon akıllı telefonlarla birlikte bu bir kez daha kanıtlanmıştır ona göre. Telefonla oynaması gereklimidir. Tabi ki değildir. Gereksizlik 2

Kendince bilgi sahibi olmak için telefonuyla internetten Wiki'ye girer ve birşeyler okur ve kendisinin bilgisinin attırdığını sanar. Saat 6 olmuştur. O saatte ne kadar kendisi bilgilendirğini düşünsede sabah yapma daha yerinde olacak bişeyi o saatte yapması gereklimidir. Değildir tabi Gereksizlik 3. 

Sonra 1 saat boyunca ufflaya puffflaya otara bu tarafa döne arada telefonuna baka baka uyumaya çalışır. Uuyuyamaz tabi ki de zira 4 te kalktmıştır nasıl uyusundur. Kendini bu şekilde kandırır. Bunu bile bile hergün yapması gereklimidir. Herhalde değildir. Gereksizlik 4.

Neyse! Sonuçta uyur sızar mı demeliyim bilmiyorum artık. Uyumuştur. Bi önceki maddede dediğim gibi 4 de kalkar gene. "Üff" der "çok uyumuşum gene." Ama olsundur uykusunu almıştır. Elini yüzünü yıkar. Gider tvnin karşısına geçer. 1 saatte orada geçirir. İftara kalmıştır. 3 saat. bu arada  Saat etmiştir 5. Bu de eder Gereksizlik 5.

Sonra tekrar ayrılamadığı Laptop'unun başına geçer. Gene oynaması gereken oyunları oynar. Tabi ki Sosyal paylaşım sitelerinin en meşhurunda yani. Görevdir çünkü çok öenmli bir görevdir hemde. 1 saatte orada geçirir. Beli ağrır biraz gerinir. Saat etmiştir 6. EEe tabi ki bu da eder. Gereksizlik 6

Sonra eve alınması gerekenler bişey vardır. Giyinir. Kendini çok önemli bir insanmış gibi göstererek dışarı çıkar. Arabayı çalıştırır. Gider marketten bişeyler alır. Bugün yapması gereken bütün işi yapmıştır. Sonra eve gelir tekrar pc'nin başına oturur. İFtar saatine kadar öyle takılır. İftarına açar. Kendince oruç tutmuştur. Başkalarına yargılar bi de çoğu kimse oruç tutmamaktadır zir kendisine göre. Çünkü zaman çok uzundur insanlar zorlanmaktadır. Oysa kendisi için zor bişey değildir zira oruç tutmak. İftarını açtıktan sonra kahveye doğru yol alır. Bu kadar yazı yazdık en azındna iki gereksizlikte burada vardır. Bunlarda eder gereksizlik 6 ve 7.


Kahvede sahur vakti olan 2 ye kadar oyun oynar laf atar sağo sola. Tabi bu arada kendisini önemli göstermeyi aksatmaz dışarı. Bu şimdiye kadar saydığım gereksizlik maddelerinin en büyüğü. Gereksizlik 8.

Sonra saat 2 de eve gelir. Sahur için evdekileri kaldırır. Sahurunu yapar. ÇAyını alır. Geçer Laptop'unun başına kendince der "boş boşa gitti bir gün daha" ama pek de umurunda olmaz. Bu yazıyı yazmaya karar verir. Çok gerekliymiş gibi yazıyı yazar. Bu da eder Gereksizlik9. Kendisi zaten gereksizdir. Bu eder Gereksizlik 10.

Bilmem sizce de öyle değil mi!






Aydınlanma

Bazen kendimi inanılmaz ikna ediyorum. Kandırıyorum gaza geliyorum. Bi aydınlanma yaşıyorum. Böyle herşeyi yapabilecek şekilde aklımda ki bütün herşeyden kurtulmuşum gibi oluyor. Genelde bu süre uzun sürmüyor. Gibi oluyor diyorum çünkü beynimin bi yerlerinde durduğunu biliyorum o kara deliklerin sadece beni içine çekmek için fırsat kolluyor.

bu aydınlanma olayının sabit olması gerek devamlı olmalı yani. Arada bir gelmemeli "ara sıra bazı bazı" değil yani sürekli kalıcı olarak yerleşmesi lazım beynime. Demiyorum sürekli rahat gezeyim ama sürekli mutsuz gezmektense ara sıra mutsuz gezmek daha iyidir. Hiç yoktan yaşadığım hayatın değerini anlarım.

Bunun için ne yapmam gerek bilmiyorum ama öğrenecem zamanla oturtacam beynime kazıycam. Tarih öncesindeki insanların mağara duvarlarına kazıdıkları gibi kazıycam beynime . yıllarca çıkmamasını sağlıycam orda ne dersin yapabilir miyim!

Unutmaya başlamak

neden bu kadar şartladım kendimi? Bilmiyorum! Derdim neydi onu da bilmiyorum. Unutmak için ne yaptım, başka birisi olsun diye uğraştım. Ama nafileydi!

Çünkü onda yaşadığım şeyi ya da başkalarında yaşacağım şey(başkaları olursa), reddedilme korkusu yüzünden belki de bu sinirim. Bakmayın yazıyorum belki bi çıkış yolu bulurum diye kendimce. Bulurmuyum onu da bilmiyorum. Yıllar oldu o zamanın şartları yüzünden oldu sanki herşey diye düşünüyorum bazen ama hiç alakası yok.

Tamamen kendimi şartladım. Hani ilkokulda bir erkekle bi kız yanyana oturunca "ooooo" diye bi ses çıkar sınıftan. İster istemezde iki çocukta tepki verir. Ama bi yandan da olabilir derler içlerinden. Ben olabilir diyendim o olamaz diyen.

Bunları buraya yazmam eskileri tekrar mı canlandırır bilmiyorum. Aslında ben bi bok bilmiyorum. Biliyor gibi yapıyorum herşeyi. Susuyorum sürekli. Ne iş yapacan! Nasip diyorum! var mı biri evlencen mi dyorlar! Yok diyorum Nasip!

Nasip dedikçe içten içe biliyorum benden bi bok olmaz. Babam bana herşeyi öğretti ama herşeyi. Hayatla ilgili ama bazı şeyleri öğretmedi onlarıda en acı şekilde öğrendim. Bu dünya da ilk aşk acısı çeken kişi ben değilim son da olmuycam. Ama....

Bu acının bu sonu olmalı hayata devam edebilmemiz gerekli. DEvam edebilmem gerekli. Anlamam ben noktalama işaretlerinden. Türk dil bilgim sıfırdır. Herşeyi sayısal olarak hesaplarım kafamda. Kitap okurum sayfa sayılarına dikkat ederim. Adımlarımı sayarım. Kaç yaşıma geldiği hesaplarım. Herşeyi hesaplarım. Mantıklı bir şekilde hareket etmeye çalışırım sonuç olarak. Ama bu iş beni ters köşeden vurdu.

Yıllar önce bi arkadaşım aşık olduğunda nolcak olum demiştim. Aşık olursan görürsün demişti. Keşke demeseydi. Belki aşk dünyanın en güzel şeyi ama diğer tarafında ise en karanlık yeri.

Bu acının bir sonu olmalı bir çaresi olmalı bir tedavisi olmalı. Çivi çiviyi söker ama o boşluk hep orada kalır. Bu acıdan bakınca bu işten kurtulmanın yolu yok gibi duruyor.





?